Eyüp Yorgunu

Haziran 15, 2009  //  Yazar: Maca Kizi  //  Kategori: Kategorilenmemiş


Akşam üstü sigaram bitiyor, markete gidiyorum. Sigara alıp eve doğru yürürken, klasik her zamanki gibi berberin önünde mahalle delikanlıları oturuyorlar. Ve yine her zamanki gibi hayvan bakışlarla bakacaklarını tamin edebiliyorum. Önlerinden geçerken biri yavşak bir gülümseme eşliğinde “Fazla sigaran var mı güzelim” diye laf atıyor. Zaten bir hafta kaldı taşınmama, 1 senedir bu kadar aptal insana göz yumuyor olmanın verdiği sinirle dönüyorum, “Tanışıklığımız var mı?” diyorum ciddiyetle.

-Yok hayır:D (bu :D’lar iğrenç yavşak sırıtışlar oluyor)
-Beni tanımadığın halde, arkamdan - ya da yüzüme laf atacak cesareti nereden buluyorsun?!
-Sen böyle giyinecek cesareti nereden buluyorsun:D
(bu noktada bende şalterler atıyor, sesim yükselmeye başlıyor)
-Ne demek bu?! Benim ne giyip giyemeyeceğimi kim belirliyor? İster türban takar, ister çıplak gezerim. (küçük beyni am, göt, meme, çıplak, sex, kadın gibi 3-5 kelime algılayabildiği için, arada çıplak kelimesini duyunca sırıtıyor ooo:D diye, öyle bi gelişmemiş varlık) Buna karışabilecek birisi yok. Bu edepsizlik nedir anlamıyorum!
-Burada (Eyüp’ten söz ediyor) gezdirmezler ama böyle:D
-Eyüp şeriatla mı yönetiliyor? Türkiye Cumhuriyeti dahilinde bi semtte, böyle yobaz insanlarla böyle gerikafalı insanlarla, İran’daymışım gibi hissetmeye başladığıma inanamıyorum. Ne istersem onu giyerim. Beden benim ve yorum yapmak için bir hakka sahip değilsiniz! Mahalle delikanlılığına da karnım tok! Burada gezdirmezlermiş! Ne yaparsınız ha?!
-Buradan defederiz:D
(Bu noktada bu iğrençliğin karşısında daha fazla kendimi tutamıyorum, elim havada, sesim oldukça yüksek bi şekilde kavga etmeye başlıyorum)
-Sen kimi nereden defediyorsun ha! Ufacık geri kalmış gelişmemiş beyninle kimi nereden ne hakla def ediyorsun! Terbiyesiz herif! Anca kapı önünde oturup ulaşamayacağın ciğerlere laf atarsın kapasiten o kadar çünkü! Densiz şey! Ağzından çıkanları kulağın duysun, terbiyesiz herif!
Bi cümle daha kurarsa adama tekme tokat girişeceğimi anlayan diğer tipler gerizekalı arkadaşlarını tutup dükkanın içine sokuyorlar. Bir başkası gelip özür diliyor, haklısınız kusura bakmayın gibi şeyler geveliyor. Birkaç laf daha edip eve geliyorum.

Bu sözde dindar, yobaz, gelişmemiş taş kafalı insanlarla dolu Eyüp’ten nefret ediyorum.

Ve sonunda, taşınacağım için, inanılmaz mutluyum..

Biten aşkların ardından

Mayıs 29, 2009  //  Yazar: Maca Kizi  //  Kategori: Kategorilenmemiş
insan “sevgili” dediği şahısa birden çok anlam yüklemeye başlıyor zamanla. anne oluyor, baba oluyor, abi, kardeş, eş, dost oluyor sevgili aynı anda. 

vücudunu, zevklerini, korkularını, alışkanlıklarını, takıntılarını ezberleyiveriyorsun. 

öpüşün onun öpüşüne benziyor. şarkıların aynı dizesinde eşlik etmeye başlıyorsunuz. espri anlayışınız eşleşiyor. her şey ortaklaşıyor. paranın, zamanın, hiçbir şeyin lafı kalmıyor. hepsini ona feda etmek istiyorsun zamanla. ona armağan edilen her şey, anlam kazanıyor sanki. yaşadığının bir anlamı oluyor. varlığının bir nedeni. 

zamanla beklentiler artıyor. kıskançlık, sahiplenme, hükmetme, üzerine baskı kurma gibi kötü arzular sarıyor ruhu. sen hayatını ona adadığından mıdır bilinmez, onun hayatı üzerinde her türlü söz söyleme hakkına sahipmişsin gibi geliyor. ona kızabilmeye başlıyorsun. kavgalar, daha ağır geçmeye başlıyor. 

onsuz nefes alamayacağını sanırken bir de bakıyorsun, sevgi bir yerlere saklanmış, yerini başka şeylere vermeye başlamış. 

müdahele etme gereği duyuyorsun o an. “birbirimizi bu kadar severken, yazık etmeyelim, bitsin dostça, birbirimizden nefret etmeden” diyorsun. 

iki taraf da gerçekten seviyorsa ve değer veriyorsa diğerine, güzel güzel devam ediyor hayat bu karardan sonra da. 

hem sanki kendini daha çok sevmeye başlıyorsun. daha bir güzel giyinesin geliyor. daha bir dik duruyorsun, daha güzel gülümsüyorsun sanki. evet kimse inkar edemez, daha güçlü ve daha güzelsin. 

hem hala sevişebiliyorsunuz. hala özlediğinde gidip kocaman sarılabiliyorsun. hala en çok onu seviyorsun. daha ne. 

mutlu mutlu geziyorsun sonra, kendi halinde. 

arada onun yeni biriyle beraber olma ihtimali geliyor aklına. tüylerin ürperiyor, bir sigara yakıyorsun. 

sonra telefonun çalıyor. arayan o. annen, baban, dostun, abin, kardeşin. 

gülümsüyorsun ve alo diyen sesinde kuşlar dans ediyor.

Olmayana

Mayıs 23, 2009  //  Yazar: Maca Kizi  //  Kategori: Kategorilenmemiş

Ne kadardır bekliyorum seni? Ne kadar daha bekleyeceğim? 

Buralarda hep eksik bir şeyler var. Her sevişme yarım. Her kadeh biraz eksik. Ayarı yok hiçbir düşün. Ne zaman bürüneceksin ete? Ne zaman çıkacaksın karşıma, “Ben geldim…” diye? Çok güzel saçların olmalı senin. Gülünce selam veren gamzelerin. Biraz kar kokmalı tenin ve dünyanın tüm şarkılarını barındırmalı gözlerin. Şarabım elimde, çırılçıplak uzanmışım dudaklarımın arasında sigaramla. Hava karanlık. Oda karanlık. Tek aydınlık düşümdeki sensin. Bir nefes çekmeliyim. Kırmızıya boyanmalı sigaramın filtresi. Dudaklarım kırmızı çünkü tenime inat. Dudaklarım, kara damlamış bir kan damlası. Bir yudum almalıyım şaraptan. Şarap kanıma girmeli. Yummalıyım gözlerimi, biraz daha hayal, biraz daha rüya… Yağmur başlamalı sonra. Neredeyim? Üzerime düşmeli damlalar. Islak bedenimde kaç günah besledim… Kimse bilmiyor. Şeffaf bantlarla kaplıyorum yaralarımı. Ben, asla yıkılmam! Güler geçerim ben! Sevişmelerin ardından, “Git hadi işim bitti seninle.” diyen kadınım ben! Her defoyu gören, herkesin üstünü çizen! O kadar yorgunum ki… Yıkılmak istiyorum, kollarımdan tutsana. Birkaç dilek tutsana benim için ve artık sesimi duysana! Kimse yok burada. Söndürdüm sigaramı. Şarap bitmiş, haberim yok. Kırmızı dudaklarımla bir şarkıyı mırıldanıyorum. Ruhum, nöbet tutuyor sabah akşam. “Ya gelirse?”  diye. “Ya vaktiyse?”  Kimse yok burada, başbaşayım kendimle, gelsene… Saniyeler geçmiyor ve anlamıyorum nasıl da hızlı akıp gidiyor yıllar. Tırnaklarımı geçirdim geçmişe, adımlarım ilerlerken. Okuyorum satır satır tüm yaşananları. Her yer virgül, her yer soru işareti. Nokta koy diye bekliyorum ben burada, bak vanilya kokuyor hem tenim. Ne zaman öpeceksin saçlarımı? Ne zaman kanıtlayacaksın, boş hayaller kurmadığımı? Gördüm, boş bir salonda dans ediyordum kırmızı elbisemle. Duvardaki aynada sen vardın, bana eşlik eden. Biliyorum, ben görsem yeter, kanıta gerek yok kimse için. Ama neden sadece aynalarda, sadece düşlerde gerçek oluyor tenin? Okudum. Okudum satır satır tüm geçmişimi. Anladım, ucu yanmayan bir sigarayı içmeye çalışıyormuşum yıllardır hayat sanıp… Artık ateşini verir misin?

Boşluğa karışmaktan korkuyorum artık, ne olur, gelir misin?


Biraz Böyle

Mayıs 20, 2009  //  Yazar: Maca Kizi  //  Kategori: Kategorilenmemiş
Yazacağım dedim. Yazmadım.

Koşturup duruyorum. Ev arıyorum akşamlara kadar, yorgun argın dönüyorum evime. Taşınma olayı çok yorucu. Ev bul, eşya topla, para, şu, bu… Finallerim de yaklaşıyor bir yandan. Ben bunların arasında hala “Aha festival varmış gidelim mi? Hadi bak müzikale gidelim!” diye ufak kaçışlar yaratıyorum kendime. İyi geldiğini inkar edemem. Evde karıncalar peydah oldu. Onlarla savaşıyorum hem giderayak. Tüm bunların arasında, ihmal ettiğim binlerce şey var. Zaten artık saçlarım da kırmızı değil.

Geçiyordum uğradım, o kadar.


Bozuk Terazi

Nisan 24, 2009  //  Yazar: Maca Kizi  //  Kategori: günce

1,5 sene boyunca attığım kahkahaları biriktirme şansım olsaydı keşke. Ve gözümden akan her damla yaşı saymış olabilseydim. Mutlu geçen bir hafta kahrolarak, ağlayıp çığlıklar atarak geçirilen bir geceye eş midir? Ya da gözyaşları, gülücüklerin bedeli midir? Aldığı sevgi pahasına, hak ettiği saygıdan ödün verebilmeli mi insan ya da saygı için fedakarlık mı edebilmeli mutluluktan? Sevildiğini bilmek yetmeli mi sevmeye, yoksa  ’kusursuz’ u arayarak yitip giden bir ömür mü çizilmiştir avuç içlerine? Kaybetmemek için, konuşmak isterken susmak zorunda mı insanoğlu? Yoksa tanrı, doğru bildiğimizi yaptıktan sonra çekeceğimiz mutsuzluğun, yalnızlığın ilacını gizlemiş midir içimizde bir yerlere? Kendinden ödün vermeyen, gururlu ve inatçı bir kadın kuralı bozulduğunda “Çek git!” mi demelidir her şeyi göze alarak? Yoksa bir noktaya değil, sadece sessiz kalarak yok saymaya mı vardır ihtiyacı? Ruh mu ağır basar bir tartıda, yoksa beyin mi? Mantık mı olmalı en karanlık anlarda yol gösterici, yoksa kalp mi? Ben miyim cevaptan korktuğum için her teraziyi bozan, yoksa bu ahlaksız hayat mı soru işaretlerime garezi olan?


Yoksa?


Logo Development